Kimin gücüyle kime gülüyoruz? Posted on 13 Haziran 2026 by Yusuf Arslan KÜLTÜR SANAT SERVİSİ – Fıkralar, toplumsal ilişkilerin ve kültürel kodların şifrelerini barındırır. Ancak kimliklerin mizah nesnesi hâline gelmesi, yalnızca bir eğlence unsuru değil gücü elinde bulunduran ile daha kırılgan olan arasındaki o ince dengenin de yansıması olarak değerlendiriliyor. Kültürel mirasımızda yer eden bu kalıplar, bezen bir arada yaşama refleksini beslerken bazen de farklılıkları derinleştirebiliyor. Prof. Dr. Ömer Yılar ve Dr. Öğr. Üyesi Uygar Aydemir, fıkra kültürünün bu çift taraflı doğasını ve ardındaki toplumsal bağlamı anlattılar. ‘Farklılıklarımız o kadar absürt ki gülmemek elde değil’ Prof. Dr. Ömer Yılar (Atatürk Üniversitesi K.K. Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Başkanı) Haberlerimizi Google’da Takip Edin En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin. Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin Dünyada ve Türkiye’de etnik, bölgesel ve dini kimlikler, mizahın ve özellikle fıkraların en temel yapı taşlarından biridir. Mizah, insanlar için yalnızca eğlence aracı değil; insanlık tarihi boyunca toplumsal yapının, kültürel farklılıkların, güç ilişkilerinin ve günlük çatışmaların dışa vurulduğu karmaşık bir iletişim biçimidir. Fıkralar, anonim bir sözlü edebiyat türü olarak toplumun bilinçaltını, gizli korkularını ve önyargılarını da yansıtır. Bir toplumun neye güldüğünü incelemek, o toplumun değer yargılarını, tabularını ve sosyal hiyerarşisini anlamanın en kestirme yoludur. Fıkralardaki karakterler rastgele seçilmez; yüzyıllar süren toplumsal etkileşimlerin birer karikatürü olarak zihinlerde yer ederler. Kabullenme çabası Türkiye’deki fıkra kültüründe “hedef almak” genellikle düşmanca bir ötekileştirmeden ziyade, o yöre insanın belirli özelliklerinin sempatik bir dille abartılmasıdır. Kimi zaman bu gruplar bizzat kendi fıkralarını üreterek (öz-mizah) bu durumu sahiplenirler. Bazen bir durumu kısa yoldan ifade etmek için de fıkralar en kestirme anlatım aracıdır. Bu kısa yoldan anlatma durumunda etnik, bölgesel veya dini karakterlerin yanında fıkra tipleri de kullanılır. Sonuç olarak, etnik, bölgesel ve dini kimliklerin fıkralarda kullanılması insan doğasının ayrılmaz bir parçasıdır. İlk bakışta bu tür fıkralar ayrıştırıcı, aşağılayıcı veya ötekileştirici görünse de derinlemesine analiz edildiğinde; toplumların farklılıkları sindirme, ötekileştirme yerine kabullenme çabası taşıdığı fark edilecektir. Dünyadaki kimlik üzerine anlatılan bütün fıkralar belki de tek gerçeği haykırır: Hepimiz o kadar farklıyız ki, bu farklılıklarımız o kadar absürt ki gülmemek elde değil… ‘Zayıfın güçlüye eleştirisi mi, güçlünün zayıfa mı?’ Dr. Öğr. Üyesi Uygar Aydemir (Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü) Kültürümüzde etnik mizahın ve kalıp yargıların kökenini anlamak için modern fıkralardan çok daha geriye, Karagöz ve Hacivat oyunlarındaki tiplemelere bakmamız gerekir. Karagöz perdesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü yapısını yansıtan tarihsel bir laboratuvardır. Bu perdede Karadenizli, Kürt, Arnavut, Ermeni veya Rum gibi tiplemelerin her biri; şiveleri, belirli davranış kalıpları veya meslek gruplarıyla karikatürize edilmiştir. Buradaki tarihsel problematik unsuru, bu tiplemelerin varlığından ziyade, mizahın “folklorik hiyerarşisiyle” ilgilidir. Karagöz perdesinde İstanbul Türkçesi konuşan, eğitimli elit tabakayı temsil eden Hacivat veya Çelebi gibi figürler çoğunlukla “merkezi ve egemen” olanı tanımlarken; taşradan gelen etnik/bölgesel figürler merkeze göre konumlandırılır. Bu durum modern fıkralara da miras kalmıştır. Toplumsal kırgınlık Çoğunluk kültürünün veya egemen elitlerin, tarihsel olarak daha kırılgan olan etnik grupları tek boyutlu kalıp yargılara sıkıştırması, yapısal bir ayrımcılığı normalleştirme riski taşır. Mizah, bir neşe unsuru olmaktan çıkıp örtük bir hiyerarşi kurma aracına dönüştüğü an incitici hâle gelir. B
Kimin gücüyle kime gülüyoruz?